26 11 2012

Cehennem Sevgisiz Yüreklerde Yaşanır.

Cehennem Sevgisiz Yüreklerde Yaşanır. |  görsel 1

SEVGİ, varlığı ile insana hayat veren özü hoş görü, şefkat, merhamet, güven, dostluk, kardeşlik, saygı gibi, kaynağını Allah’tan alan yüce bir duygu.. Çünkü kainatın yaratılış gayesi ve insanın mayası sevgidir. Allah insanı, dünyayı ve tüm evreni sevgi üzerine yaratmıştır. Bu kutsal duyguyu özünde barındıran insanın hayata bakışı, olayları değerlendirmesi, insanlara ve diğer canlılara davranışı sevgi ile olacaktır. Çünkü her insan, diğer insanlarla bir arada yaşamayı ve kendi yalnızlığından kurtulup, başkaları ile birlikte olmayı ister. İnsan, kendini ve diğer insanlarla olan ilişkilerini anlayabilmek için sevme güçlerini geliştirebilmeli ve tüm canlılarla beraber sevgisini paylaşabilmelidir. Dünya ile olan ilişkisini düşünce ve sevgi üzerine kuran bir kişi kendini tüm evrenle bir olmuş gibi hisseder. Sevgiyle yaklaşır her şeye. Evrende yaşayan tek canlının kendisi olmadığını bilir, diğer canlılara yaklaşımı sevgi ile olur.. Sokakta titreyen bir köpeğe merhamet edebilecek kadar, yaralı bir kediye merhem olacak kadar, aç bir kuşa yem, soğuktan titreyen bir yaşlıya ısı, kimsesiz yavrulara kimse, dalındaki çiçeği koparmaya kıyamayacak kadar şefkatli, yaratılanları Yaradan’dan ötürü sevecek kadar merhametli...   Yaşam, bu insanlar için tabiri caizse dünyada cenneti yaşamaktır. Zor durumda olanların yardımına koşmak, sıkıntıda olanların sıkıntısını paylaşarak gidermek, güçsüzlere, fakirlere, çaresizlere, dertlilere çare olabilmek insanı mutlu, huzurlu hissettirir. Özünde huzuru duyabilen insan, kendisi ile barışık, pozitif bir hayat yaşayan insandır.. Böyle insanların sayıca çok olması o toplumda acı, gözyaşı,yakmak, yıkmak yok etmek olan savaşların daha asgari düzeyde yaşanması anl... Devamı

17 10 2012

İslam Evrensel Bir Dindir..

İslam Evrensel Bir Dindir.. |  görsel 1

  ...Klasik anlamda, İslam dinini belli bir döneme has kılıp, o şekli aynen ruhsuz olarak günümüze taşımanın yanlış olduğunu düşünüyorum . Özünü ve ruhunu kavrayıp, günümüze taşımak lazım. Eğer Kur’an, bu gün peygamber (s.a.v)’e gelseydi nasıl olurdu? sorusunun cevabını iyi kavramak lazım .Çünkü dinimiz evrensel bir din ve kıyamete kadar devam edecek olan bir dindir. Eğer onu iyi anlamlandıramaz ve anlatamazsak o zaman, dinde Samimi olmayanlar tarafından gerici, çağ dışı olarak nitelendirilir… Oysa tam tersi, Kur’an tüm çağları kapsamaktadır. Bu da Kur’anı doğru ve zamana uygun okumak ve anlatmakla mümkün..Kendisi zaten bunu istiyor. Hangi konu olursa olsun aslında peygamber dönemine gidersek işler hallolur.Ama peygamber dönemini bırakıp da Emeviler, Abbasiler ve daha sonraki dönemlere takılırsak sıkıntı başlar.. Ana kaynak Kur’an ve sahih hadisler ışığında olmalı. (Allah rahmet Etsin, mekanı cennet olsun, inş.) YAŞAR GEDİKLİ- (FATİHA LÜTFEN) Devamı

05 10 2012

Artık Ben de Sıkıldım Güçlü Görünmekten..

Artık Ben de  Sıkıldım Güçlü Görünmekten.. |  görsel 1

Artık ben de sıkıldım güçlü görünmekten,  İçim düğüm düğümken başka düğümleri çözmekten...  Herkese yetişmekten ama hep kendime geç kalmaktan...  Eskiden olsa bir şekilde yakasından tutardım hayatın,  Ama şimdi tutunduğum her hayat elimde kalıyor...  Ya benim gücüm tükenmiş, ya da hayatın karşıma çıkardığı yürekler çok acımasız...  Haketmeyenler en konforlu kalplerde sefalarını sürerken,  Nedense ben hep iyi halden tahliye ediliyorum yüreklerden...  Nazım Hikmet Ran    ... Devamı

03 10 2012

Akıl-Zeka

Akıl-Zeka |  görsel 1

  Bir insanın zeki olması aklını kullanmasına bağlı. Hani Kur’anda da sık sık aklımızı kullanmamız ve akletmemiz istenir. Aklını kullanan insan da Rabbini tanıyan insandır. Neticede, eğer siz akıllıyım diyorsanız ve hala Rabbinizle sorunlarınız varsa, buna belki de akılsızlık denir.Çünkü kendisine hayrı olmayan akıl başkasına ne fayda verir? insanın yaradılış amacını çözemeyen akıl, belki de çok akıllılık anlamına gelmez… YAŞAR GEDİKLİ Devamı

01 10 2012

Dinde İmkanın Sınırı..

-Toplumumuzda insanlar dini yaşama konusunda aileden gördüğü, çevresinden gördüğü ya da okuduğu kitaplar veya Ku'ran ve hadsilerden öğrendiği anladığı ile kısaca kendi imkanları çerçevesinde dinini yaşamaya çalışıyor, bu imkanlarda sınır ölçü nedir? Dini yaşama anlamında imkanların ne olduğunu en iyi insanın kendi vicdanı ve Allah bilir. Bazen imkanları aşağı ya da yukarı çekmek insanı yanıltabilir. Mesela özellikle insanlar Ramazan ayında oruç tutacağı sıra yaparlar bunu, hani sağlık problemi olanlara oruç farz değil hesabı,inancında samimi olmayan hemen hasta oluverir..İşte burada iyi niyet ve samimiyet imkanların sınırını belirliyor. Bir başka örnek İslamın ilk şehidi bir kadın ismi;  Ammâr İbn Yâsir´in annesi Sumeyye (r.anha) öldürülmesinin nedeni çok basitti belki,  bir kelimeyi inkar etmesi istendi ondan. Ama samimiyetine göre imkanlarının sınırı çok dardı.Örnekleri çoğaltmak mümkün. İmanda samimiyet ne kadar artarsa imkanların sınırı o kadar daralır,taviz veremez olursunuz.Aksi durumda bahaneler ve imkansızlıklar sarıyor dört bir yanı.Sabah namazı için saat çalmıyor oluyor,kalkamadım oluyor.Ya da başka bir iş için hep bahaneler oluyor.  -Bahsettiğiniz samimiyet birazda insanın mizacı, huyu ,karakteri ile alakalı değil mi?  Dediklerinizin hepsi kişiliği oluşturuyor. Neticede huylarımız karakterlerimiz samimiyetimiz biz değil miyiz?  Bunlar aynı zamanda bizim ahlakımızın da temelini oluşturur. Yüce Peygamberimiz (s.a.v) de bunları kemale erdirmek için gönderilmiştir. Bir kutsi hadiste; "ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" buyurmuştur. YAŞAR GEDİKLİ (NUR İÇİNDE YATSIN MEKANI C... Devamı

01 10 2012

Eylül, Hüzün ve Ben..

Eylül, Hüzün  ve  Ben.. |  görsel 1

  Her Eylül ayı geldiğinde içimi bir hüzün kaplar..Eylül hüznün ayı, hazan mevsiminin başlangıcı.…Her yerde bir sessizlik hakim olur.Sadece sıcak yaz günlerinin sona ermesi ile tatlı tatlı esen hazan rüzgarlarının sesi duyulur. Bir zamanlar nadide bir tomurcuk iken etrafa canlılık güzellik katan yemyeşil yaprakların sararıp kuruması ve tutunduğu dalı terk etmesi gibi.Tıpkı yavrusundan ayrılan acısını ve gözyaşlarını yüreğine gömen bir ana edasıyla çaresiz düşmesine sessiz kalan dallar.  Yere düşen ve hışırtılı sesleri ile bir oyana bir bu yana savrulan yapraklar ne söyler kim bilir.. Bilinen bir şey var ki; o da hiç bir şeyin süreklilik taşımadığıdır.Güzelliğin, mutluluğun, canlılığın,sağlğın gençliğin ve hayatın bir gün son bulacağıdır.  Tatlı tatlı  esen sonbahar  rüzgarlarının ardından yağan yağmurlar  da sona eren son bulan güzelliklerin ardından dökülen göz yaşını andırır adeta... Doğanın bu nadide hali ne çok şey anlatır.! Anlamak isteyene… Doğanın sessiz çığlığı.  İnsanlar da öyle değil mi? Ne zaman son bulacağı  belli olmayan bu hayat yolculuğunda, yemyeşil bir yaprak gibi etrafa ışık canlılık saçarken, ışık olur kimilerine mutluluk huzur verir. Kimine rehber olur. Sevgi tohumları eker sevgisiz gönüllere...Dost olur, yaren olur.Kardeş olur kimine, kimine eş, kimine arkadaş olur.Kimine tutunacak bir dal olur...Ama bir gün kendinden çok şeyin gittiğini fark eder. Bir türlü ne olduğunu anlamadan tıpkı kuru  bir yaprak gibi bir o yana bir bu yana savrulup durur dünya denen bu hanede..  Hiç ummadığı bir anda acı acı çalan bir telefonla irkilir.    h&uu... Devamı

01 10 2012

İyi İnsanlar İyi Atlara Binip Gitti..

İyi İnsanlar İyi Atlara Binip Gitti.. |  görsel 1

    Ne kervan kaldı ne at, hepsi silinip gitti, İyi İnsanlar iyi atlara binip gitti.  Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in “Aynada ki Yalan” isimli romanının başkahramanı Naci’nin arayış içerisinde olduğu bir dönemde kendisine “Senin anlayacağın iyi insanlar iyi atlara binip gitti” cevabı verilir ve şöyle bir hikâye anlatılır: “Bir gün cins at meraklısı bir adam, cins atlarıyla meşhur bir yere gidiyor. Tanıdıklarından kimi sorsa “Öldü!” cevabını alıyor. Ya şu ağa, ya bu ağa..? Göçtü..! Ya filan atın soyu, ya filan kısrağın dölü..? Kurudu…! Sonunda at meraklısına şu karşılığı veriyorlar: “Senin anlayacağın iyi insanlar iyi atlara binip gitti? Üstad ne güzel söylemiş. İyi insanlar,bıraktıkları güzel isimleri ile bir bir hayata veda edip gidiyor. Tıpkı yıllar öncesinde ansızın hiç hesapsız kitapsız hayatıma girmesiyle bana çok değerli bir dost, hiç tanımadığım erkek kardeş duygusunu tattıran güzel insanın, arkasında dünya güzeli iki evlat, gözü yaşlı bir eş, yüreği yanık yaşlı bir ana, kardeş ve çok fazla sevenini üzüntüde bırakarak aniden aramızdan ayrılması gibi. Benim ve çok sayıda seveni için yeri doldurulamayan bir dost, bir kardeş,bana İslam dinini öğreten değerli bir öğretmen olmuştur, Yaşar Hocam. Ona Allah’tan rahmet diliyorum, mekanı cennet olsun…  Her ne kadar gündemde tutmak istemesek de, ölüm hayatımızın bir parçası. Bizler onu unutsak da, o bizleri hiç unutmuyor; vakti gelince kapımızı çalıyor. Ölümden korkmak veya korkulacak bir şey gibi göstermek içimizde ki iman eksikliğinin bir gereği olsa gerek..İnsanca ve islamca bir hayat sürmek öl... Devamı

07 09 2012

Toplum Nereye Gidiyor!!

Toplum Nereye Gidiyor!! |  görsel 1

    Bir toplumda farklı anlayış ve bölgesel kültürleri birleştiren,herkesin ortak paydasını oluşturan bazı değerler vardır. Vatan gibi,bayrak gibi,bağımsızlık gibi, ülkü gibi, tarih, kültür gibi değerler..  Yüzyıllar boyunca aynı geçmişe sahip oluşumuz, aynı inançları paylaşmamız, aynı vatan toprakları üzerinde barış içinde kardeşçe yaşamamız,oluşan bazı farklılıkları unutturmuştur.  Sevinçli günlerimizde temel değerler etrafında bir araya gelerek sevincimizi paylaştık. Ülkemizin bir tarafında meydana gelen acı bir olay karşısında hep birlikte yas tuttuk. Yardım için elimizden geleni yapmaya gayret ettik..  Ancak şu son günlerde, yaşanan toplumsal olaylar ve verilen daha doğrusu verilemeyen tepkiler gösteriyor ki; bir halkın yapı taşlarından biri olan toplum olgusu kökünden sallanmaya başlamıştır. İnsanların bana değmeyen yılan bin yaşasın felsefesinde olmaları da bu gerçeği desteklemektedir. Hoş, bu yılanı bize değdirmeden bin yıl yaşatmak ne kadar mümkün olursa…  Toplum olarak birçok acıya, gözyaşına maruz kaldığımız, milli değerlerimize yapılan saldırıların yaşandığı, hak ve adaletin, özgürlüğün kişilere göre farklılık gösterdiği şu günlerde yaptığımız en güzel şey seyirci olmak. Olayları tepki vermeden sadece seyrediyoruz.. Öyle ki,bir çoğumuz tepki verenlere karşı tepkili ..  Günübirlik yaşadıklarımız, toplum içinde karşılaştığımız olaylar ve bu olaylara karşı tepkisizlikler, ister istemez aklımıza şu soruyu getiriyor! Bize ne oluyor? Toplum nereye gidiyor?  Doğrusu hiç de hoş olmayan bizi aydınlık yarınlara taşımak yerine, karanlıklara boğacak manzaralar gün geçtikçe artıyor. İnsanların birbirlerine... Devamı

28 08 2012

İçindeki kapıyı çal, başka kapıyı değil!!

  Bugünlerde kimin yüzüne baksam, bir mutsuzluk huzursuzluk, belirsizlik hakim.. Sebebine baktığımda; bir çırpıda cevap bulmak pek kolay olmuyor.. Çünkü insanlar hayatın getirdiği zorluklar karşısında öylesine kendinden uzaklaşmış ki; bu durumdan kurtulması yine kendine bağlı.. Öncelikle hayatın getirdiği her türlü iyi ya da kötü günler karşısında, insanların yaşam sevinçlerini koruyabilmeleri onların sağlıklı bir ruh haline bağlı. Sağlıklı bir ruh haline sahip olabilmek için, insan önce kendi iç dünyasına yönelmeli ve kendini sorgulamalı .. Tıpkı Mevlana’nın “İçindeki kapıyı çal; başka kapıyı değil…” sözünde olduğu gibi. İçindeki kapıyı çalan kimse öncelikle kendiyle yüzleşmeyi başarabilmeli, şu soruların cevabını bulabilmeli.. - Ben kendimi ne kadar seviyorum? Gerçekten kendini ne kadar seviyor ve özen gösteriyorsun? Sabahları uyandığında o günün, kalan ömrünün ilk günü olduğu bilinciyle, önce kendine gülümseyebiliyor musun? Çünkü her şey insanın kendisini sevmesiyle başlar Sonra , başkalarını ne kadar seviyorsun? Bu sevgide, ırk, dil, din, cinsiyet, renk, giyim, makam, mevki, ünvan.. farkı gözetip, kimilerini farklılıklarından dolayı baş tacı edip, kimilerini  dışlıyormu sun? Yoksa yaradılanı severim Yaradan’dan ötürü deyip, insan olduğu için sevip onu bağrına basabiliyor musun? Sor içine; ait olmayı seviyor musun? Çünkü ait olmak sağlıklı bir ruh halinin göstergesi. Kendini evine,eşine, mahallene, apartmanına, sokağına,ülkene, milletine, dünyaya  ait hissediyor musun? … Eğer ait olmayı sevmezse insan mutlu olamaz. Mutlu olamayınca da sağlıklı bir ruh hal... Devamı

01 07 2012

Kendini Sevmekle Başlar Bir İnsani Sevmek..

Kendini Sevmekle Başlar Bir İnsani Sevmek.. |  görsel 1

Bir insanın kendini sevebilmesi için öncelikle kendini çok iyi analiz etmesi, tanıması ve sevginin oluşmasını engelleyici unsurlar olan,bencillik, çıkarcılık,samimiyetsizlik, kibir gibi engellerden kurtulması gerekmektedir. Kendini nefsini terbiye eden, sevginin önündeki engelleri kaldırmayı başaran insan kendini seven insandır.Kendini seven, kendiyle barışık, dost olan insan, diğer insanları da sever onlara şefkat ve merhametle yaklaşır..  Acaba hangimiz kendimizi sevmeyi ve dost olmayı başarabildik, hangimizin hayatında halâ çocukluk ve okul yıllarından kalma dostlukları var. Hangimiz, bir sokak çocuğunun veya bir yetimin başını okşuyor, onları sevindirebiliyoruz.  Hangimiz, hiç tanımadığımız bir insanın acısına ortak olup, acısını paylaşıp kendi acımız bilip gözyaşı dökebiliyoruz.  Hangimiz, sımsıkı sarılabileceği, başını omzuna koyabileceği, bütün sıkıntılarını anlatabileceği dostlara sahip..  Hangimiz, sevdiğimiz birinin doğum gününü kendi doğum günümüz gibi unutmuyoruz. Hangimiz, gerçek bir dost, bir sırdaş ve bir sevgili diye anıldık. Kaç kişi size sevdiğim, yüreğim, dostum, kardeşim iyi ki varsın ve hep yanımda ol diyebildi. Ve kaç kişi sizi ailesinden bir parça gibi görüp anne, baba, abla, abi, kardeş diyebildi. Bugüne kadar yüreğinizin kapısını kaç kişi çaldı ve siz yüreğinizi ona açtınız. Hanginiz dost ve düşmanı birbirinden ayırıp dostunuzu düşmanınıza satmadınız. Hanginiz bir çiçeği dalında sevdiniz. Hanginiz yaralı bir hayvana şevkatle yaklaştınız. Hanginiz her gece ettiğiniz duâ da kendiniz için istediklerinizi sevdikleriniz için, yüzünü bile görmediğiniz insanların mutluluğu için dilediniz.  Hanginiz yüzünü bile görmedi... Devamı

29 06 2012

Nehir Gibidir İnsan..

Nehir Gibidir İnsan.. |  görsel 1

  ”Nehir gibidir insan, sadece yüzeysel bilinir; derinliklerinde ne saklar, ne fırtınalar kopar söylemez.. Sadece sessizce akar ve gider…” der Mevlana .  İnsan bir nehre benzer; doğar, büyür, ölür. Doğuşunda bir saflık vardır. Sadeliği ve berraklığı göz alıcıdır. O, doğduğunda gürül gürül akan bir pınardı. Pınar, bağrından koparak kendini dağların kollarına hoyratça bırakır. Dağlardan gelen ne varsa içine alır. Saklar onları kimse görmesin diye. Pınar, coşar bir çağlayan gibi hayata. Önüne engeller çıktığında ya o engeli aşıp geçecek ya da kendine başka bir yol bulacaktır. Ama hayatta iz  bırakmak için ne olursa olsun yoluna devam edecektir.  Zamanla nehir büyür. Geçtiği topraklar onu değiştirmiştir. Artık kıvrılmayı da öğrenmiştir geçtiği toprağın şeklini alarak. Bir gün başka bir nehirle buluşur ve birleşir..  İnsan da,doğumundan ölümüne kadar geçen süreçte yoğun  mücadeleden yorulmuş, artık durağanlaşmıştır.Hızla  geçen zaman,ömür sermayesindeki  azalma, onu biraz daha kendi iç dünyasına yöneltmiş ve yalnızlık hissi tüm benliğini kuşatmıştır...Kendiyle yüzleşme iç hesaplaşma başlamıştır iç dünyasında..  Öyle ya, nice vedalarda boynu büküldü.. Kim bilir kaç gidenin ardında gözlerine yağmur bulutları çöktü.Kimi zaman   gözlerinden akıtamadığı yüreğini sele çevirdi.   Kaçıncı kez hazan mevsimi yaşadı, Sevdi, sevildi, özlemleri hasretleri büyüttü içinde. Kimi zaman ezildi, itildi, aşağılandı,dışlandı,horlandı kendini  anlatamadı,anlaşılamadı..Kendine sakladı herşe... Devamı