07 09 2012

Toplum Nereye Gidiyor!!

Toplum Nereye Gidiyor!! |  görsel 1

    Bir toplumda farklı anlayış ve bölgesel kültürleri birleştiren,herkesin ortak paydasını oluşturan bazı değerler vardır. Vatan gibi,bayrak gibi,bağımsızlık gibi, ülkü gibi, tarih, kültür gibi değerler..  Yüzyıllar boyunca aynı geçmişe sahip oluşumuz, aynı inançları paylaşmamız, aynı vatan toprakları üzerinde barış içinde kardeşçe yaşamamız,oluşan bazı farklılıkları unutturmuştur.  Sevinçli günlerimizde temel değerler etrafında bir araya gelerek sevincimizi paylaştık. Ülkemizin bir tarafında meydana gelen acı bir olay karşısında hep birlikte yas tuttuk. Yardım için elimizden geleni yapmaya gayret ettik..  Ancak şu son günlerde, yaşanan toplumsal olaylar ve verilen daha doğrusu verilemeyen tepkiler gösteriyor ki; bir halkın yapı taşlarından biri olan toplum olgusu kökünden sallanmaya başlamıştır. İnsanların bana değmeyen yılan bin yaşasın felsefesinde olmaları da bu gerçeği desteklemektedir. Hoş, bu yılanı bize değdirmeden bin yıl yaşatmak ne kadar mümkün olursa…  Toplum olarak birçok acıya, gözyaşına maruz kaldığımız, milli değerlerimize yapılan saldırıların yaşandığı, hak ve adaletin, özgürlüğün kişilere göre farklılık gösterdiği şu günlerde yaptığımız en güzel şey seyirci olmak. Olayları tepki vermeden sadece seyrediyoruz.. Öyle ki,bir çoğumuz tepki verenlere karşı tepkili ..  Günübirlik yaşadıklarımız, toplum içinde karşılaştığımız olaylar ve bu olaylara karşı tepkisizlikler, ister istemez aklımıza şu soruyu getiriyor! Bize ne oluyor? Toplum nereye gidiyor?  Doğrusu hiç de hoş olmayan bizi aydınlık yarınlara taşımak yerine, karanlıklara boğacak manzaralar gün geçtikçe artıyor. İnsanların birbirlerine... Devamı

28 08 2012

İçindeki kapıyı çal, başka kapıyı değil!!

  Bugünlerde kimin yüzüne baksam, bir mutsuzluk huzursuzluk, belirsizlik hakim.. Sebebine baktığımda; bir çırpıda cevap bulmak pek kolay olmuyor.. Çünkü insanlar hayatın getirdiği zorluklar karşısında öylesine kendinden uzaklaşmış ki; bu durumdan kurtulması yine kendine bağlı.. Öncelikle hayatın getirdiği her türlü iyi ya da kötü günler karşısında, insanların yaşam sevinçlerini koruyabilmeleri onların sağlıklı bir ruh haline bağlı. Sağlıklı bir ruh haline sahip olabilmek için, insan önce kendi iç dünyasına yönelmeli ve kendini sorgulamalı .. Tıpkı Mevlana’nın “İçindeki kapıyı çal; başka kapıyı değil…” sözünde olduğu gibi. İçindeki kapıyı çalan kimse öncelikle kendiyle yüzleşmeyi başarabilmeli, şu soruların cevabını bulabilmeli.. - Ben kendimi ne kadar seviyorum? Gerçekten kendini ne kadar seviyor ve özen gösteriyorsun? Sabahları uyandığında o günün, kalan ömrünün ilk günü olduğu bilinciyle, önce kendine gülümseyebiliyor musun? Çünkü her şey insanın kendisini sevmesiyle başlar Sonra , başkalarını ne kadar seviyorsun? Bu sevgide, ırk, dil, din, cinsiyet, renk, giyim, makam, mevki, ünvan.. farkı gözetip, kimilerini farklılıklarından dolayı baş tacı edip, kimilerini  dışlıyormu sun? Yoksa yaradılanı severim Yaradan’dan ötürü deyip, insan olduğu için sevip onu bağrına basabiliyor musun? Sor içine; ait olmayı seviyor musun? Çünkü ait olmak sağlıklı bir ruh halinin göstergesi. Kendini evine,eşine, mahallene, apartmanına, sokağına,ülkene, milletine, dünyaya  ait hissediyor musun? … Eğer ait olmayı sevmezse insan mutlu olamaz. Mutlu olamayınca da sağlıklı bir ruh hal... Devamı

16 08 2012

Güven Sevgiden Önce Gelir..

Güven Sevgiden Önce Gelir.. |  görsel 1

  Başkalarına karşı beslediğimiz güvenin en büyük kısmını doğuran, kendimize olan güvenimizdir.. La Rochefoucauld İnsan hayatını  etkileyen önemli  faktörlerden biridir güven duygusu.. Gerek kendimiz, geleceğimiz, insanlarla olan ilişkilerimiz ve gerekse  toplumumuz ve insanlık adına yapacaklarımızın teminatıdır . İnsanı başarıya götüren yoldur .. Güven duygusu özünde cesaret , saygı, sevgi, kendini değerli hissetme gibi olumlu , güvensizlik ise; korku, endişe ve çekinme  gibi olumsuz duyguları barındırır. Kendine  güveni kazanabilmek için, öncelikle kendimizle ilgili artı eksi yeteneklerimizi gerçekçi bir şekilde teşhis etmeli, olumlu yönlerimizi besleyerek desteklemeli ve özgüven arttırıcı tutum ve davranışları sergilemeliyiz. Aksi halde güvensizlik kişinin kendine olan saygınlığının kaybolmasına, kendini değersiz biri olarak görmesine ve toplumdan kendini soyutlamasına neden olduğu gibi, kişinin hata yapma riskini de arttırır. Kendine güvenini kazanan, iç dünyası ile barış yapmış kimse artık bir çok şeyi aşmış demektir. Öncelikle kendine güvenen kimse karşı tarafa da güven telkin eder. Tabiri caizse ayakları yere sağlam basar. Kendinden emin hareket eder, yalandan, riyadan, uzaktır. Emanete hıyanet etmez, verdiği sözü her halükarda yerine getirir. İnsanlarla ilişkilerinde dürüstlük, doğruluk ve saygı ön plandadır. Dostluğa, arkadaşlığa önem verir. Kendine  güvenen insanların bu kadar güzel özelliklere sahip olmaları çok normal. Çünkü böyle insanların saklayabilecekleri bir “BEN”i yoktur..Dolayısıyla,bu kişiler hiç kuşkusuz  herkes tarafından sevilen aranan insanlardır.. “G&uu... Devamı

01 07 2012

Kendini Sevmekle Başlar Bir İnsani Sevmek..

Kendini Sevmekle Başlar Bir İnsani Sevmek.. |  görsel 1

Bir insanın kendini sevebilmesi için öncelikle kendini çok iyi analiz etmesi, tanıması ve sevginin oluşmasını engelleyici unsurlar olan,bencillik, çıkarcılık,samimiyetsizlik, kibir gibi engellerden kurtulması gerekmektedir. Kendini nefsini terbiye eden, sevginin önündeki engelleri kaldırmayı başaran insan kendini seven insandır.Kendini seven, kendiyle barışık, dost olan insan, diğer insanları da sever onlara şefkat ve merhametle yaklaşır..  Acaba hangimiz kendimizi sevmeyi ve dost olmayı başarabildik, hangimizin hayatında halâ çocukluk ve okul yıllarından kalma dostlukları var. Hangimiz, bir sokak çocuğunun veya bir yetimin başını okşuyor, onları sevindirebiliyoruz.  Hangimiz, hiç tanımadığımız bir insanın acısına ortak olup, acısını paylaşıp kendi acımız bilip gözyaşı dökebiliyoruz.  Hangimiz, sımsıkı sarılabileceği, başını omzuna koyabileceği, bütün sıkıntılarını anlatabileceği dostlara sahip..  Hangimiz, sevdiğimiz birinin doğum gününü kendi doğum günümüz gibi unutmuyoruz. Hangimiz, gerçek bir dost, bir sırdaş ve bir sevgili diye anıldık. Kaç kişi size sevdiğim, yüreğim, dostum, kardeşim iyi ki varsın ve hep yanımda ol diyebildi. Ve kaç kişi sizi ailesinden bir parça gibi görüp anne, baba, abla, abi, kardeş diyebildi. Bugüne kadar yüreğinizin kapısını kaç kişi çaldı ve siz yüreğinizi ona açtınız. Hanginiz dost ve düşmanı birbirinden ayırıp dostunuzu düşmanınıza satmadınız. Hanginiz bir çiçeği dalında sevdiniz. Hanginiz yaralı bir hayvana şevkatle yaklaştınız. Hanginiz her gece ettiğiniz duâ da kendiniz için istediklerinizi sevdikleriniz için, yüzünü bile görmediğiniz insanların mutluluğu için dilediniz.  Hanginiz yüzünü bile görmedi... Devamı

29 06 2012

Nehir Gibidir İnsan..

Nehir Gibidir İnsan.. |  görsel 1

  ”Nehir gibidir insan, sadece yüzeysel bilinir; derinliklerinde ne saklar, ne fırtınalar kopar söylemez.. Sadece sessizce akar ve gider…” der Mevlana .  İnsan bir nehre benzer; doğar, büyür, ölür. Doğuşunda bir saflık vardır. Sadeliği ve berraklığı göz alıcıdır. O, doğduğunda gürül gürül akan bir pınardı. Pınar, bağrından koparak kendini dağların kollarına hoyratça bırakır. Dağlardan gelen ne varsa içine alır. Saklar onları kimse görmesin diye. Pınar, coşar bir çağlayan gibi hayata. Önüne engeller çıktığında ya o engeli aşıp geçecek ya da kendine başka bir yol bulacaktır. Ama hayatta iz  bırakmak için ne olursa olsun yoluna devam edecektir.  Zamanla nehir büyür. Geçtiği topraklar onu değiştirmiştir. Artık kıvrılmayı da öğrenmiştir geçtiği toprağın şeklini alarak. Bir gün başka bir nehirle buluşur ve birleşir..  İnsan da,doğumundan ölümüne kadar geçen süreçte yoğun  mücadeleden yorulmuş, artık durağanlaşmıştır.Hızla  geçen zaman,ömür sermayesindeki  azalma, onu biraz daha kendi iç dünyasına yöneltmiş ve yalnızlık hissi tüm benliğini kuşatmıştır...Kendiyle yüzleşme iç hesaplaşma başlamıştır iç dünyasında..  Öyle ya, nice vedalarda boynu büküldü.. Kim bilir kaç gidenin ardında gözlerine yağmur bulutları çöktü.Kimi zaman   gözlerinden akıtamadığı yüreğini sele çevirdi.   Kaçıncı kez hazan mevsimi yaşadı, Sevdi, sevildi, özlemleri hasretleri büyüttü içinde. Kimi zaman ezildi, itildi, aşağılandı,dışlandı,horlandı kendini  anlatamadı,anlaşılamadı..Kendine sakladı herşe... Devamı

18 06 2012

Hayatımızı Yüzeysel Yaşıyoruz..

Hayatımızı yüzeysel yaşıyoruz..Her konuda derinlemesine düşünüp, fikir yürütme zahmetinden yoksunuz.. Anlık ilişkiler, günü birlik dostluklar, anlık mutluluklar, sevinçler ve gereksiz koşuşturmalar içinde kaybolan benliğimiz.. Tam anlamıyla bir hengamedir gidiyor..Hayatımızda koşuşturma öyle bir hal aldı ki, iç dünyamızda yapmamız gereken seyahat sekteye uğradı. Derin dostluklarımız, sığ ilişkilere döndü..Ne bir yetimin gözyaşı,ne bir hastanın ahı, ne bir annenin feryadı, ne zalimin zumlu artık zamana derinlik katmaktan uzak kaldı.  Tüm bu, hayatın yıpratıcı etkisinin sonucu olarak, bazen bunalır insan tahammül edemez hayata, işe,işsizliğe,eşe,eşşizliğe,durağanlığa, harekete,hareketsizliğe, soğuğa, sıcağa…Aslında insanın tahammül edemediği kendisidir. Farkına varamaz. Can kafesinde sıkıldığını, uçmak istediğini, özgürleşmek istediğini anlayamaz..Kızacak, söylenecek, şikayet edecek, mutsuzluğunun, huzursuzluğunun sebebini bertaraf etmeye çalışsada, kafasında ki sorulardan kaçar. Farklı yerlerde farklı cevaplar bulmaya çalışır. Oysa aradığı kendindedir, İç alemindedir.Sebebi farklı yerlerde, farklı kişilerde arar..Bahaneyi havaya,suya,toprağa,eşine, arkadaşına,işine, dostuna, arabaya,eve, kariyere, sevgiye,sevgiliye,sevgisizliğe ve daha pek çok şeye bulma gayretindedir.Oysa kendini sorgulamadan dışarıda suçlu arayarak geçen zaman boşa geçen zaman değil midir?  Hayat sadece yemek, içmek, gezmek, eğlenmek, çocuk büyütmek,işe gidip çalışmak mıdır? İnsanın iç dünyasına yönelip ruhunun isteklerine cevap bulması, ruhunu tanıması onu terbiye edip olgunlaştırması , iç alemiyle hemhal olması gerçek mutluluğa ulaşması değilmi dir? İnsan kendi ile barışık olmalı , büyük şeylerde kısa süreli g... Devamı

17 06 2012

Hatır Artık Hatıralarda mı?

Hatır Artık Hatıralarda mı? |  görsel 1

  Çocukluğumda, insanların  birbirine şöyle dua ettiğini hatırlıyorum;” Allah dumanınızı doğru tüttürsün.”Çocukluğun verdiği saf ve temiz düşüncelerle evlerin bacalarından yükselen dumanlara bakardım. Oysa dumanlar kıvrım kıvrım  adeta gamı kasveti, kederi alıp götürürcesine yükselirdi, gökyüzüne.."Orada sorun mu var, acaba?" diye düşünürdüm. Çünkü duman eğri büğrü tütüyordu. Çok haklıydı bu sözü söyleyenler gürül gürül yanan sobaların  etrafına toplananlar ellerini ısıttığı gibi yüreklerini de ısıtıyordu. Derdi, gamı, kederi,ve üzüntüsü de yanan ateşle, dumana karışıp gökyüzü semalarına karışıp  uçuyordu. Her aile, diğer  bacadan yükselen  dumandan haberini alıyordu belli ki..Bu duaya vesile olmuş. Şimdilerde ise  ne baca görebiliyoruz ne duman.. Devasa yükselen binalardan başka göze çarpan; sevgisiz, mutsuz, umutsuz, karamsar,kötümser,agresif, gergin ve üzgün yüzler görebiliyoruz..Sobamız yok, ancak yangınlar yüreğimizde çörekleniyor. Dumanı ateşi orada kor halini alıyor. Çünkü gürül gürül yanan sobayı farklı araçlarla ikame ettik.. Haber veremiyoruz durumumuzdan eşe, dosta, arkadaşa, konuya komşuya…Devasa yükselen binalarla birlikte içimizde ki sıkıntılar,endişeler,huzursuzluk, mutsuzluklarımız da devasa boyutlara ulaşıyor.Yürekleri yakıyor gürül gürül.. Bir annenin parıldayan  gözlerinde gördüm; endişe, korku ve  çaresizliğin yüreğinde  kor halini almış acının gözlerine yansımasını.. Hasta olan yavrusuna çare olamayışının çaresizliğini, onu&nb... Devamı